Mahalleden bir kız sevmiş, çocuk yaşlarda Selim. Aksi tarafını çok azınız bilir. Bir inat etti mi döndürmek imkansızdır. O yüzden gitmedi okula henüz tek haneli yaşlarda iken, çalışmak istedi. Kendi parasını kazanmak, özgürlük sandığı şeylere ne kadar esir olabileceğinin farkında bile olmadan. Sevmiş işte çocuk , ve çocukken daha katlanılabilir sevmelere. Hoş görülür herkes tarafından, başı okşanır mahallenin bakkalı tarafından. Babasının da ısrarı ile bir yukarı sokaktaki matbaada çırak olarak başladı kendinin de sonralardan çok gülerek anlattığı bu çocuk işçi hayatına. Mücellit çırağı işte, işi düşü kağıt düzmek. Alabilirse haftada bir yevmiyesini, biriktirme derdinde. Sınıfının en hızlı elması kızaran çocuğu olarak hatırlar hocası onu sorsanız. Çok çabuk sökmüştü okumayı, okumayı sevmişti elmadan ve yarışmadan bağımsız. Babasına gazete okurdu, ne de güzel okurdu hergele içerken babası sabah kahvesini. Beşinci sınıftaydı okuldan ayrılmak istediğinde, bunu hatırlıyordu. Unutmasına yardımcı olmuyordu zaten rüyaları. Kenar mahalle ilkokulu, diyelim ki Gaziosmanpaşa ilköğretim okulu. Okulun 5-B sınıfı ,sınıf hocaları Elmas Hanım. Her zaman en çalışkanlar arasında olmuştu. İşte yine başladı aynı kabus, her aklına geldiğinde deliye dönüyordu. Yukarı sokaktaki bakkalın yanındaki apartmanın giriş katında oturuyordu Deniz. Aynı sınıftaydılar, birlikte okula yürüyebilmek için ne kadar zaman beklemişti bakkalın önünde. Kaç kere bilebildiği bütün gerçekliklerden yalanlar uydurmuştu bakkala. Başını okşamıştı bakkal onun hoşuna gitmese de. Bakkalın önündeki sahanlığın bakkala yakın olan ucundan görünen, demir parmaklıklarla kapatılmış giriş katı penceresi. Beyaz renkte perdeler , belki de aralanırsa biraz pembe renkte duvar kağıtlı , pembe kokan bir oda. Odanın içi huzur, Deniz cama çıkmasa da… Sonra arkadaşlarının hoşuna gitmese de yukarı mahallenin çocuklarıyla futbol maçları. Sonu hep kavgayla biten, sonu hep aynı bakkalın sahanlığında biten kahramanlık gösterileri.Çok yetenekli sayılmazdı futbol konusunda, iyi dövüşemezdi de. Bir dönem kadar birlikte yürüyebilmişlerdi okula Denizle. Hatta neredeyse el ele tutuşmuşlardı, okulun arka sokağında köpek kovaladığında onları. Ödü kopardı köpeklerden, deli gibi koşmuşlardı o yokuştan aşağıya, hiç kahramanca davranamamıştı o gün Deniz’e karşı. Ama yine de neden yanakları al al olmuştu Deniz’in elleri birbirine değdiğinde. Aklına geldikçe aklına eziyet işte. Şimdi mücellit çırağı, mücellit in de çırağımı olurmuş. Aklında geçiremediği okuma sevdası aynı Deniz gibi. Allahtan çevre mahallelerin tek matbaacısı yanında çalıştığı, bol bol kitap ciltliyorlar. O da ciltleyecek bir gün şimdilik derme düzme yaptığı her ne kadar işi kapmış olsa da ustasından. Gizlice kitaplar yürütüyor matbaadan , çok gizlice olduğunu sanıyor çocuk aklıyla. Odasındaki divanın altında saklıyor kitaplarını kimseler görmesin diye. Okuduğunu kimseler bilmesin istiyor, hem o değil miydi okumak istemeyen. Kime ne anlatabilir okuduğu hem de ciltlemek için akşamı zor ettiği kitapları yürüttüğü anlaşılırsa. Güzel güzel ayırıyor sayfaları Selim, elleri küçük gelse de tomar tomar kağıtlara, özenle sıralıyor sayfaları. Deniz’e yanıyor içi içerideki koku yaktıkça ciğerini, başka şeyler yaşamış olmayı tercih ederdi belki Deniz, belki ben diye düşünüyor. Yatırıyor koca sayfaları upuzun tezgahın üstüne, biri sağa sonraki sola. Beşinci sınıfın ikinci dönemi, kış o sene karabasan gibi çökmüş. Çok üşüyor Deniz’i bırakıp eve dönerken. Ama aslında en çok o gün üşüyor, hani sabahın köründe her zamanki gibi bakkalın önünde onu beklediği o günü. Bakkal ondan habersiz o gün, dışarı çıkmak sevmek ister o soğukta. O seviyor ya o yüzden normal geliyor her şey ona. Havada biraz kömür dumanı biraz pus. Yağmur yağıyor ince ince, sevgi ıslatan yağmur. Tam olarak göremese de Deniz’in odasını, parmaklıkları görebiliyor. Bir şeylerin yanlış gittiğini tahmin edebilecek kadar çok bekliyor bakkalın önünde. Çok üşüyor, soğuk ciğerlerinde, soğuk, soğuk işte ayak parmakları uyuşuyor. Bakkal çıkıveriyor bir an kapıya, göz göze geliyorlar. Kat kat giyinmiş bakkal, kazak üstüne kazak, herhalde o sevmiyor diye düşünüyor. Yanına geliyor bakkal, kafasını okşuyor her zamanki gibi. Sonra hiç olmadık bir zamanda rüyasında bile göremeyeceği şeyi söylüyor. Selim sen git hadi okuluna abicim Denizler gittiler artık buralardan, sana haber vermiştir diye düşünmüştüm. Önü yönü kayboluyor Selim’in, kafasındaki ele lanet ediyor. Çocukken sevmek hoş görülür, herkes seninle sevdalanır sanki diye düşünüyor. Garip hissediyor kendini, boğazı düğümleniyor. Bakkal o gün onu oradan kovana kadar orada bekliyor. Gitmiyor o gün okula, zaten okula gitmek için evden çıktığı son gün oluyor o gün Selim’in. Gitmek istemiyor bir daha okula, okula gidilesi bir durum kalmıyor onun için. Ve kimsenin hoşgörüsüne artık inanmayarak çocuk yaşta başlıyor çalışmaya Selim. Mücellit çıraklığı yapıyor yukarı mahallede, elleri çok küçük geliyor bu işe. Her gün bir kitap yürütüyor çalıştığı yerden Selim, okumayı hiç bırakmıyor. Alabilirse yevmiyesini haftada bir biriktiriyor, yeterince birikince gidebilmek için buralardan. Belki de Deniz’i bulabilmek için, belki sadece kaçabilmek için bütün yaşadığı yerlere sinmiş çocuk sevgisi kokusundan, suratlarından, kendisinden.
Fatih ÇIRPAN
30/09/07
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder