Sevgili okuyucu,
Az sonra okuyacaklarınız tamamen gerçek olup, kimi kişilerin isimleri sadece bilinmemesinden dolayı, olayların akışı gereği kendilerine yakıştırılan isimlerle anılmıştır.
Yazın gelişini kutlarken "alevtopları" ile her iş dönüşü, dayanamayarak bu kutlamalara ve 2009 un başlı başına tam sayfa manşeti Sarp The One ' a yalnız bakmalara, taşınıveriyoruz 1000 külfet "anamgil" in yazlığa. Nedense sol seven çok fena sağcı kamyoncular ile dans eşliğinde yazlığı gel-git leyerek 15 gün kadar, her sene kalın bir ip ile çektiğimiz "kayınanamgilin" yazlığı olan Iren Residence Bodrum günleri için yolculuk gününe varmış bulunuyoruz. Aslında bu yolculuk ile ilgili ilginçlikler henüz bu seyahat planlanırken kendisini gösteriyordu. Şimdi düşününce hatırlıyorum. Karayolu seyahati her üçümüzü de insanüstü yoracağından uçak ile seyahat planı yapılıyor. Neredeyse genelevlerde bile kural halinde olan "12 yaş altı ücretsizdir" düsturu, holdingini sevdiğiminin bir ismi lazım değil türk hanedanının bilmemkaçıncı oğlu tarafından "çocuk da işsiz kalmasın" diye kurulmuş havayolu şirketi tarafından uygunlanmadığı anlaşılıyordu.
-Nası olm ?
-Olm ?
-Pardon hanımefendi ama çocuk demeye dilim varmıyor. Bu bebe için biz ücret mi ödeyeceğiz.
-Aynen dediğiniz gibi beyefendi, rezervasyonunuz 3 kişilik bodrum gidiş dönüşü şeklinde, onaylıyor musunuz?
-Pega beye söyleyin, ilk bebeli uçuşumuzda onu hatırlayacağız.
-Pega Bey?
-Yes, Mr. Pega Sus
-Size yardımcı olabileceğim herhangi başka bir konu var mı acaba beyefendi?
-3'lük matkap ucuyla, 4 lük dübel bulamıyorum....
-.............
-Yok, hanımefendi teşekkürler.
-Bizi seçtiğiniz için teşekkürler, yine bir bıdıbıdıbıdıbıdı
Dialog gereksizliğin tavanlarında geziniyor, bizim 50 lik banknotlar ise bavulu dürmüş Mr. Pega'nın boeing 737-800 üne doğru yalpalamakta. Gerçi Mr. Pega oyuncak oynar gibi oynadığından, bir yetişkin bileti bir 50 liğe bile denk gelmemekte ama bunun neden olduğunu acı şekilde tecrübe ediyoruz.
Bilet ucuz olsun abi, farketmez şarmelşeyk üzerinden de gideriz bir adam değiliz ve fakat uçak Sabiha Gökçen den kalkmakta ve biz ise "anamgilin" yazlığında yani 170 küsür km uzağındayız havalimanının. Uçuş 06:50, bizi havalimanına götürecek araç yetenekleri bakımından, yolda kalmazsa bizi 1.5 saate götürür nitelikte bu durumda ilk bebeli uçuş olması dolayısı ile 1.5 saat erken orada olsak etti 3, e hazırlık mazırlık etti 3.5 saat.Saatler kuruluyor 3:30'a da yatılıyor erkenden belki biraz uyunur diye.
Uyku sıra sıra gezip de bizim göz kapağına pisleyince çalıyor saat, saatlere ilk küfür edişim değil, okkalısından giydiriyorum kendisine. Kalkılıyor 1001 naz, ve chp sel muhalefetime karşın "aaaa, olur mu kaç gün kalınacak orada, hem bebe günde en az 68 kere işer, 94 kere falan kusar, hepsi ayrık olsa 162 kıyafet eder" denilerek, yani fena halde keriz yerine konularak ben, samsonite in guiness rekorlar kitabını zorladığı valizi tıklım sıkış dolu olarak indirilmeyi bekliyor. Evimin erkeği, oğlumun babası yükleniyor valizleri, kahramanca bitiyor valizleri araca koyma işlemi, veda süreci başlıyor teker teker.Kardeş, baba, abla ve en son elinde mamayla beni bekleyen anne öpülerek, uykusunda bir sepete konduğunu çakmadığı için uyku çuvallayan Sarp hepsinin göz seviyesinden geçirilip biniliyor taksiye. Deparadım diğer aileye gidiliyor.
Taksimetre açılmıyor takside bu arada, hatta taksici benle çok samimi konuşuyor, pis kıllanıyorum.
-Hayrola!
-İyi be amcaoğlu, sen napıyon, eşek sıpasını büyütmüşünüz bayaa
-Tarık
-Efendim amcaoğlu
-Sen benim amcamın oğlusun
-Hihihi
Taksici amcamın oğlu çıkıyor. Meğerse geceden bize geliyor, sinsice siniyor bir yatağa sonra ben Hector şekil valiz taşırken arkada 2-3 börek götürüp oturuyor direksiyona hiç birşey yokmuş gibi ortada. Adi amcaoğlu, taşırmıydım lan onca valizi bilseydim.
Kimi badireler atlatılarak (ki saydıklarım arasında aracın balatasının bitmesinden dolayı genellikle yokuş yukarı giderken anlamsızca yavaşlaması, doğru frenleme yapmak için en yakın takipte 400 m. aralık bırakılması ve tekerleklerdeki balans yüzünden belli süratte direksiyonun şoförü onun masaj aletiymiş gibi tir tir titretmesi vardır) havalimanına varılıyor tam şavullanan saatte. Tüm İstanbulun aynı gün tatilinin gelmesi ve "çok trafik olur lan" diye sabahın bu kör zamanını seçmesine çok şaşırıyorum. Biz sırada 1001 marifetle ilermeye çalışırken sepetini algılayan Helico uyanıyor, sıradışı keyifli, boynundaki 4 çantayla ve iki elinde kabin valizi ve ayağıyla bir uzay gemisi boyut valizi iten babasını komik buluyor. Sıradaki bir kaç insan benzerine de gülümsüyor bu arada. siX-Ray den geçiyoruz, check-in sırası. Çengel bulmaca gibi örülmüş kimi bantlar arasında diziliyoruz bir sürü insan, havayolu şirketinden birkaç çoban insanı da havlıyor sürüyü bozana, geliyor sıramız bitiriyoruz işlemi, kapıya gidip uçuşumuzu beklemeyi düşünce filizlendirirken, çok fena zihin okuduğuna inandığım Helico basıyor yaygarayı. Sevgili(m) eşim, voltranın başı olan aslan, bizim uzay gemimizin kumanda paneli vs. vs. vs. Helico'nun acıktığını, kendisini şiddetle beslememiz gerektiğini, bu esnada saati de dikkate alırsak kuvvetle muhtemel beslenme sonrası kaka yapacağını yani bir de alt değiştirmemizin gerekliliğini anlatıyor. Düşüyoruz yola, bebek besleme odası, oda önü kapıkulu nöbetçisi rolünde bu sefer, sabahın körüne göre daha hafif bir karakterde 1 saate yakın zaman geçiriyorum.
Bütün olası felaketleri geçirdiğimizi düşünerek ulaşıyoruz uçağa. Bütün yazının oluşmasını sağlayan korku, bebe küçüktür, uçak havalanırken basınç değişikliğinden kulaklarında oluşacak tıkanma ve basınç hissinden dolayı ağlama krizlerine girebilir. Daha önce senelerce uçakta ağlayan çocuk ebeveynine giydirmekten geri durmayan ben, bu olası senaryoyu bir kader intikamı olarak adlandırıp, çekeceğim acıya konsantre olmaya çalışıyorum son birkaç gündür. Gerçi kendimizce bir B planımız mevcut, uçak havalanırken bebeyi dayayacağız anasının memesine, sıkıysa yutkunmasın. Tek açık nokta, Bodrum uçuşu 45 dakika, acep anamızın performansı yeterli kalacak mı?
Neyse uçakta 3 no.lu sıradayız, özel ricalar sayesinde, ilk otobüs ile vardığımızdan, resmi kalkış saatine dakikalar kalmış olmasına rağmen, ikinci hatta üçüncü devamcıl otobüslerinin boş uçağa yolcu taşımasını beklemekteyiz.
Uçuş esnasında aslan payı anneye düştüğünden Helico ya bir süreliğine göz kulak oluyorum. Kucağımda uçağı ve yakındaki tipleri kesen Helico, sabahki enayi neşeyi kaka sonrasına devşirebilmiş vaziyette yanda gazete okuyan adama doğru;
-Egııı......aaaaahhhahiiyyyyyyyyyy vs.vs
Ses vermelerle ikinci otobüsü getirmiş bulunuyoruz. Uçak halen tam dolu sayılmaz ve fakat saat resmi kalkış saatini kimi dakikalar geçiyor.
Pek zeki olmadığı gözlerinin ferine yansımış hostesimizi bize doğru gelirken yakalayıp;
-Pardon, üçüncü bir otobüs gelecek mi yoksa kalkacak mıyız yakında, eğer kalkacaksak kimi boş koltuklar gördük, biz burda Helico ben annesi ve bir yabancı şeklinde oturma denemeleri yapmak yerine boş bulunan bir koltuk gurubuna dikey geçiş......
-Şşşşş, pardon beyefendi, birazdan geliyorum.
diyerek geçiyor yanımızdan kız, böyle bir ortalama cümleyi tamamen kavramasını beklemesem de, bundan öte parmak hesap bişeyler saydığını görüyorum kendisinin. Bize doğru yine aynı yönden parmak hesabı ile yaklaşırken denediğim cümleye olumsuz yanıt alınca açıklama istiyorum.
Uçağın dengesi bozulurmuş, zaten bozukmuş,bu şekilde kalkılamazmış, falanları filanlara dantel dokuyarak anlatırken, kendisine dikey geçiş derken geyik yapmadığımızı, yatay yerine dikey bir geçiş istediğimizi, kendisinin bahsettiği denge probleminin herhalde uçağı önü ve arkası ile ilgili olmadığını anlatmaya çalışmaya başlamadan, serçe parmağı tutarak yoluna devam ediyor.
Konu ile ilgili notumuzu almış bulunuyoruz. Mr. Pega ya mail yazılacak, efendim Boeing 737-800 ler de denge proplemi bakidir. koridorun sağındaki ve solundaki koltuklarda oturan insanları hatasız sayabilecek kapasitede personel istihdamı elzemdir.
Yanımıza-sanki başka yer yokmuş gibi- oturarak artık orasını 4 kişilik bir koltuk grubu yapan ay yüzlü amcamız hayatından memnun görünürken, Helico amcamızın suratına ve hatta göz kontağına ıkınarak, yüksek sesli bir gaz çıkarınca, nedense keyfi biraz kaçıyor.
Son derece önemli bir zamanlamayla bizle birlikte yanımızdaki adamı da zehirleyen Helico'nun kokusu öte beriye yayılmasın diye annesiyle, kendisinin osurgan kıçını ekstra battaniyelere sarmakla uğraşırken, talihsiz şekilde kaptan pilotumuzla tanışıyoruz.
-Sevgili yolcular, uçağımızın kargo bölümü ile ilgili doldurulan evrakta bir yanlılık olduğundan, bu evrakların tekrar doldurulmasını bekliyoruz. Müteakiben hemen kalkabileceğiz.
Kargo evrakçı çocuk koşaradım gelirken uçağa, Helioo zehrine yenik düşen ay yüzlü amcamız, kendi isteği ve rızasıyla dikey geçiş yaparak bizi eski özgür koltuk hücremize kavuşturuyor.
Pistte uçağın hareket etmesiyle panik yumağına dönüşen eşimin kucağına paslayarak Helicoo'yu olacakları beklemeye koyuluyorum. Pilotun dediği gibi 1-2 dakika içinde havalanıyoruz. Tanrım feryatlarımızı duymuş olacak ki bütün kalkış boyunca deli gibi yutkunan Helico sonrasında da annesinin kucağına uyuyakalıyor.
Sanki yardımcı pilotla anlaşarak herkesi zıplatmak için, yüksek perdeden bir sesle bize rehberlik eden rehber-pilotumuzun kimi seçmeleri aynen şu şekilde cereyan ediyor.
Kalkıştan hemen sonra (diyelim ki dk.5)
- Sevgili yolcular, kaptanınız konuşuyor.Şu anda Sabiha Gökçen havalimanından havalanmış bulunuyoruz. uçuşumuz yaklaşık 50 dakika sürecek ve bir aksilik olmazsa (??????) Bodrum havalimanına saat 08:10 da inmiş olacağız.
Kalkıştan hemen sonra (diyelim ki dk.7)
-Sevgili yolcular, kaptanınız konuşuyor.Az önce havalandığımız Sabiha Gökçen havalimanından İstanbul yönünde uçuş yaparak döndüğümüzden, şu anda uçağımızın sol tarafında oturan yolcular, kartal pendik sahil şeridini görürlerken, sağ taraftaki yolcularımız ise İstanbul Boğazını görebilirler.
Kalkıştan biraz sonra (diyelim ki dk.17)
-Sevgili yolcular, kaptanınız konuşuyor. Sizlere uçuşumuz ile ilgili biraz bilgi vermek isterim. Şu anda anasının bilmem kaç feetinde ve saatte deli gibi bir süratle seyretmekteyiz. Bu arada, az önce balıkesir üzerinde geçtik, sağ koltuklar erdek, kapıdağ yarım adasını görebilirler.
Kalkıştan biraz biraz sonra (diyelim ki dk.22)
-Sevgili yolcular, kaptanınız konuşuyor. Bodrum havalimanına yaklaşık iniş saatimiz güncelliğini korumakta ve bodrumda hava açık 26 derece sıcaklık bulunmaktadır.Hmm, aaaaaa, elimize yeni bilgiler geçtiğinde sizlerle paylaşırız.
İnişe doğru (diyelim ki dk.30)
-Sevgili yolcular, kaptanınız konuşuyor. Şimdi izmir üzerinden geçiyoruz.Sol koltuktakiler yenimahalleyi, sağ koltuktakiler ise kordonu görebilirler.
İnişe az kala (diyelim ki dk.40)
-Sevgili yolcular, kaptanınız konuşuyor. Şimdi Bodrum Havalimanı için alçalmaya başladık, sağ koltuklar bodrumu görebilir.
İniş anında (diyelim ki dk.44)
-Cabin crew cross check.
İndikten sonra (diyelim ki dk.50)
-Sevgili yolcular, bu güzel uçuşta bizi seçtiğiniz için teşekkürler, bir sonraki bıdıbıdıbıdı.....
sayesinde hayatımdaki ilk rehber-pilotla karşılaşmış oluyorum.
Bütün korkulara ve neredeyse elinden mikrofon düşmeyen rehber-kaptana rağmen Helico bütün korkularızı öldürerek, uyuduğu anakucağından, uyanıyor pırıl pırıl bir bodrum sabahına......
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder