Bu Blogda Ara

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Günlük Hayat İşte

Günlük hayat işte. Hepimizin her gün yaşadıklarının alıntıları her birimizin diğer günü .
Alıntılara sabahla başlamak belki de en iyisi .. ee ne de olsa sabah kendi başına bir başlangıç demek değimli? Böyle bir şey işte , öyle uyuyamamışsın ki gece dünya daha yavaş dönse kendi ekseninde diye dualar etmişsin . Fakat mümkün değil böyle bir şey hatta söz konusu olamaz . Koskoca dünyanın kalbini kırmışsın geceden kolay bir olay değil. Bunu üzerine daha da hızlı dönüyor dünya –hırs yapıyor- ve öylesine çabuk oluveriyor ki sabah anlayamıyorsun bile. Güneş bu dalga geçmeye gelmez , mutlaka bir delik bulup giriyor odandan içeri . Kısa bir tartışma yaşıyorsun güneşle aranda , oldukça kısa sürüyor ki tabiidir. Dinlemiyor çünkü güneş dinleyemez de , sadece ışıyor işte gıcık gıcık… Kafanı kaldırıp yataktan güneşe doğru baktığında aynı ilkokul çocuklarının çizdiği gibi sana doğru sırıtan bir güneş görüyorsun gökyüzünde ..Sinirlerin altüst oluyor. Bir anda saatin alarmı çalmaya başlıyor. Kendileri sizi uyandırabilsin diye odanın uzak bir köşesine konmuş geceden , kim koymuşsa … Kafayı odasına göre belirli bir açıda çevirip saate bakıyorsunuz sinirle … Fakat o da anlamıyor bu bakışları ve hatta onun için odanın neresinde olduğu da çok önemsiz … Çalıyor pervasızca , sizin uyandığınızı görüp kapanmıyor nezaketen .

- İbne saat sus.

Hayır , susmuyor . Susturulmayı bekliyor . Tam da bunu beklediği anda yiyiveriyor kafasına bir kapan komutu . Başlamak zorunda olan gün başlıyor işte çok da ümit verici olmasa da …
Avuç içine biriken suyu kişisine göre sertlikte çarparak surata ayıltıyorsun bünyeyi. Bünye mutsuz … Fakat o su sesi bir çiş hissi uyandırıyor . En önce uyanan organ beklide prostat , bunu bilemiyoruz . Kendi çapında titreşerek işemek zorunda bırakıyor sizi . Banyoyla işiniz bittiğinde mutfağa geçiyorsunuz . Uyutmadık bari yedirelim bünyeyi anlayışıyla … Ağzın aldığınca , gırtlaktan geçtiğince dolduruyordunuz mideyi bir çırpıda . Tekrar odaya dönüp mümkünse ütülülerinden ve o gün sizi en uykusunu almış göstereceklerinden giydiriyorsunuz bünyeyi . Evden çıkarken baktığınız kol saati , işe geç kalındığını söylüyor . Hiç korkmuyor mu bu saat sizden .Bundan sonra bu kadar yüz göz olmama kararı alarak kol saati hakkında atıyorsunuz kendinizi sokağa … Sokağın başındaki durakta sanki her sabah aynı saatte bulunmak zorundaymış gibi davranan poğaçacı,gazeteci çocuk,kopya cd ci ve işe yetişme derdindeki insanlar sizi bekliyorlar sanki. Kimi çok önceden beri gördüklerinize , çeneyi yakaya 5cm eğerek ve en yalandan gülücüğünüzle , selamlıyorsunuz .Aralarında en samimi olduğunuz kopya cd ci çocuğun yanından geçerken ;

- Olm bu dünya varya deli gibi dönüyo
- Neden abi ?
- Onu bilemiyorum , haberin olsun diye söyledim.
- Olur abi!

Diyor çocuk ve siz uzaklaşmaya yüz tutacakken bekleneni yapıyor.

- Abi matrikis iki geldi , dvd den kopya ayıriim mi bi tane ?
- Ayır , ayır tabi . Kemikleriyle etlerini ayrı ayır ama
- ????

Arkanıza bakmadan yürümeye devam ediyorsunuz . Durağa ulaşıldığında , ayaklara durmaları emrini verdikten hemen sonra , saate bir göz atıyorsunuz fazla yılışmadan . Bu bakışı fırsat bilip sululuk yapıyor saat , uymuyorsunuz ona … Ve fakat işe gecikme oranı toplu taşımadan çok daha bir perakende taşımaya yöneltiyor sizi. Durağın birkaç adım önünde günün herhangi bir saatinde el etmeseniz de şansını denemek için duran taksi şoförleri son sürat geçiyor önünüzden … El ediyorsunuz sizde o zaman boş bir tanesine , terbiyeli bir şekilde duruyor. Biniyorsunuz ön koltuğa , sol bacağınıza değerekten açıyor taksimetreyi şoför .

- Maslak !

Böyle bir sözden sonra susuyor genelde taksi şoförleri , komut olarak algılıyor olsa gerek beyinleri … Herkes taksi şoförü olamaz diye düşünüyorsunuz içinizden…Fakat emin olamıyorsunuz , çünkü bu sessizlik şoförün sizi duymamış olması gibi bir şüphe doğuruyor uykulu beyinde , deniyorsunuz onu …

- nereye gidiyoruz ?
- Maslak değimli abi ?
- Evet . Maslak !

Demek ki duymuş.Onu kendi halinde bırakıp , ve kafanızı koltuğun kafalığına koyup –eğer varsa- kestirmeye başlıyorsunuz . Bu sırada radyoda mutlaka dinlemekten nefret ettiğiniz bir şeyler çalmakta oluyor . Olsun uyuyunca duymayacaksınız nasılsa . Ne yaparsanız yapın taksiciye ;

- kriz sizi de vurdu mu ?
- ulan bu hakemler olmasa kesin şampiyonuz

ve en önemlisi

- şeyi biliyor musun ?

la başlayan herhangi bir cümle kurmamanız gerektiğini çok iyi biliyorsunuz . Çünkü mutlaka biliyorlar o sorduğunuz şeyi , siz bilmiyormuş gibi sordunuz ya kendilerince açıklıyorlar da . Sizin de bilmediğinizi bilmelerinin verdiği rahatlıkla 1 e 5 katıp hatta 0 a 10 katıp anlatıyorlar.
Baş ağrıtıcı bir yolculuktan sonra varıyorsunuz iş yerinize . Gayet geçirgen bir tarife ile yepyeni bir güne başlamanın enerjisini hissediyorsunuz içinizde . Topu topu geç yattınız dün gece , bütün bunların olması gerekmezdi diyorsunuz.

- Ulan biraz daha yavaş dönsen çatlar mıydın ?

Diyorsunuz , büroya vardığınızda selamlaşmak yerine . Neyse en zor gibi görünen bölümü bitiyor günün masaya oturmanızla , ama yanıldığınızı sizde biliyorsunuz .Bir çaylık sultanlığınız var sonrasında da daha hızlı dön ey dünya diye yalvaracaksınız .Biliyorsunuz .

Fatih ÇIRPAN

2003

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder