Daha Ne Olsun?
Anlatmaya çalışıyorum. Tane tane, Bilal'e anlatır gibi. Dinliyor ama sabırsız, susacağım anı bekliyor. O yüzden dikkatle bakıyor yüzüme, mimiklerimi kolaçan ediyor. Biraz aşağıya, diyaframıma göz atıyor. İçimde kalan nefesle daha ne kadar konuşabilirim diye tahminler yürütüyor. Bu arada cevaplarını istifliyor, sıraya dizip tekrar gözden geçiriyor. Her eklediğim argüman ile sıralaması ya da vurgusu değişiyor kafasındaki cevap kurgusunun. Bir gözü bir anlığına yüzümden kopup arka masaya kaçıyor. Sesleri gittikçe artan çiftin sigaraya uzanırken ellerinin eskisine göre ne kadar mesafeli kaldıklarını gözlemliyor. Biraz yukarı, kızın gözlerine bakıyor. Bunun kız için edilmesi gereken bir kavga, verilmesi gereken bir mücadele olduğunu anlıyor. Anlamak ya da şaşırmak gibi beklentiler yok kızın gözlerinde, sadece görev, kararını çoktan vermiş çünkü, onun için de kolay değilmiş gibi davranması gerektiği için biraz sert bakıyor. Bu sertliğin içinde normalde durduk yere salatalık görmüş kedi gibi sıçramasını gerektirecek cümlelere aynı serin kanlılıkla yaklaşabilmesi absürdlüğünü fark edemeyeceğini düşünüyor çocuğun. Allahtan da öyle oluyor. Çocuğun derdi kendine yetiyor ve olması gerektiği gibi öfkeli. Kızın bir gözü bir an masadan, yaklaşan ellerden, haybeye yanan sigaradan, o andan, çocuktan, o ilişkiden ve kuvvetle muhtemel bu dünyadan uzaklaşıp masanın üzerinde duran telefonuna gidiyor. Ya saate bakıyor ya da uzun süredir beklediği mesajın gelip gelmediğini kontrol ediyor. İçi burkuluyor, biraz kıza biraz da çocuğa üzülüyor. Benden ayrılan gözü biraz sol yapıyor, yine ben. Namussuz, bunların her birisini, planlamadan, zorlanmadan yapıyor. Kısa süreliğine uzaklaştırdığı tüm dikkati tekrar üzerime dönünce gözleri biraz hayal kırıklığı biraz ertlenemişlikle genişliyor. Dudakları geriliyor. Derin bir nefes alıyor ama burnundan. Nezaketini bozmak istemiyor. Kırılabileceğimi biliyor. Eli sakalına gidiyor, sakallarının içinde birşeyler arar gibi, ya da oraya birşey saklarmış gibi kurcalıyor sakallarını. Beden dilini farkediyor sonra, masaya biraz daha yaklaşıyor, dirseklerini masanın üzerine çenesini avuçlarının içine yerleştiriyor. Biraz da kamburu çıkıyor bu haliyle. Ben sizi dinledim diyor bu oturuşuyla, ellerim artık koyacak yerim kalmadığı için kafamın ağırlığı ile sabitlenmiş, sırtım ise sabırsızlıkla avına atlamak için hazırlanan bir yırtıcı gibi, doğru anı beklemekten biraz sıkılmış diyor. Anlatmaya çalıştığım şeyleri tane tane hallerinden moleküllerine parçalamalıyım diye düşünüyorum. Çünkü anlamasını istiyorum, cevap vermesini değil. Aklımda ne zamandır tasarladığım parçacık hızlandırıcısını çalıştırıyorum. Anlattığım taneler, katı meyve sıkacağına girmiş meyve parçaları gibi sonsuz bıçaklarla ve düzensizce un ufak oluyorlar. Artık ne anlaşılmayacak ne de sindirilemeyecek birşey kalmadı diye düşünüyorum. Beden dili tepki veriyor. Doğruluyor masadan, elleri sandalyenin kolçaklarına, bacakları serbestçe masanın altına salınıyor. Biraz gönyeden çıkarak açılı şekilde yaslanıyor sandalyesine. Artık cevap da vermeyecek. Bu vazgeçtiği an. Sadece bir anlığına gerçekten göz göze geliyoruz. Gözünün elifi gözümün elifine artık çok geç oldu kapatıyoruz diyor. En azından asansörün kapısında karşılaşmışız süsü vererek birkaç saniyesinin olup olmadığını soruyorum gözlerimle. Hiç yağlanmamış dev kapı menteşeleri gibi gıcırdıyor saliseler, sol gözü seğiriyor ve aniden pılını pırtısını toplayıp gidiyor. Sol gözü arkamdaki bahçe bölümüne bakan garsona kaçıyor. Masalar yerine ellerine bakıyor garson çocuk. Haftasonunda olması ve fakat bunun onun haftasonu olmaması gerçeğiyle, sevgilisiyle geçirdiği son haftasonu gününün nemli anısıyla ve hasta babasından devir kalan borcun kaç haftasonu mesaisiyle kapatılabileceği matematiğiyle parmaklarını sayıyor çocuk içinden. Masalarla ve gerçeklikle ilgisiz, mekanikçe ayakta duruyor. Sol gözü biraz yukarıya kayıyor, çocuk üzerine vazife olmayan konuların hesapsız şahidi gözleri ve kulaklarıyla arkamızdaki masaya bakıyor. Bazılarına hediye edilen hayatların ve anlaşılamayacak şeyler olmayan ilişkilerin derdi nedir diye düşünüyor. Kendisinin olmasını istediği hayatlarda çözülemeyecek hiçbir sorunun olmadığı ilişkilerle huzursuzluğu yine de bir şekilde arayıp bulan bu şımarık çocuklara sinirleniyor. Şimdi tam burada bir mahkeme kurulsa ve şahitlik etse her ikisini de yetinmeyi bilecekleri süreye kadar mahkum etmek istiyor. Bu sırada çok arkalardan bir masadan el kaldırıyorlar. Birbirine kenetlediği ellerinin düğümünü çözüp masaya doğru ilerliyor. Şimdi boşluğa bakan sol göz biraz sağ yapıyor, yine ben. Duruşu değişmiyor. Artık anlıyorum, kendimle sürdürdüğüm bu monolog gidip içine sızacak bir yer bulamayacak. Onu şaşırtmalıyım diye düşünüyorum. Vereceği tepki ya da cevabın artık benim için önemli olmadığı bir yerde, beklentisizliğin sağladığı o acıtıcı dürüstlükle, saldırgan ya da kabullenici olmayan bir ruh hali ile. Basitçe.
- Yani diyorum ki, bence ayrılmalıyız.
Gözleri ışık hızı ile hizaya giriyor. Alnı geriliyor. Dudakları büzülüyor. Eminim kafasını kaşımak da istiyor. Oturuşu doğruluyor, sırtı dikleşiyor. Bir süredir boşa aldığı zihin vitesi doğru devri bulmak isteyen kamyonlar gibi tekliyor. Neden ayrılmamalıyızla ilgili yüzyıllarca süren açıklama ansiklopedilerinin içinden en talihsiz sayfayı seçmiş gibi şaşkın. Bir süredir kendisinin yapmak istediği ama nezaketini bozmak istemediği için kavgaya girmeyen orta sıra çocukları gibi davrandığı bu gerçek, kendince buna bir şans daha verdiği, buradan bakınca da elinden geleni yaptığı ve artık zaman tüketmekten başka bir işe yaramaz hale geldiği bir anda gelip onu buluyor. Kabul edip buna sevinmekle, itiraz edip kendi sırasını geri almak arasında kalıyor. Dayanamıyor ve kafasını kaşımaya başlıyor. Şimdi gerçekten düşünüyor. Ve gerçekten uzun zamandır ilk defa merak ediyor.
- İyi, ama neden?
- Şimdi aklından bir sayı tutsan...
- 17, ne alakası var şimdi
Arka masada hangi duygu durumunda bulunduğunu anladığını sandığı kızı anladığımı hissediyorum. Neden olmasını düşünmekten nasıl olamıyoru düşünmeye vakit ayırmadığım zihnim bana çok kızıyor. Bunca zamandır gözümün önündeydi.
- İşte tam bu yüzden
- Yani??
- Çünkü hem tekil hem de asal, kendinden ne beklediğini ya da ne yaratmaya çalıştığını bilmiyorum ama sanırım bunu dışarıdan seyretmek çok ilginç olacak...
- Bu mu yani?
- Evet bu, daha ne olsun?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder