Kendinden bekleneni tam olarak veren bir pazartesi, akşamüstü, deniz kenarı, istanbul, yaz güneşi nöbetinin son saatinde. Yeniyetme birkaç martı üç nesil öncesi atalarını tanıyan iki kargayla salakça bir sorti dalaşında. Gençlik her zaman avantaj olamıyor maalesef. Deniz hafif kıpırtılı, ürperiyor. Rüzgar çok sağolsun nereden çalmışsa bu serinliği ve nereye kaçırıyorsa bulunduğum yerden geçiyor. Güneş, deniz, rüzgar, kargalar ve hatta yeniyetme martılar aynı Pazartesi gibi, hiç şaşırtmıyorlar. Çünkü doğa tahmin edilebilirdir. Bunun bir parçası olarak sürekli bir şaşırtmaca peşinde koşan tuhaflar bizleriz. Değerlerimiz değişiyor, fikirlerimiz değişiyor, tepkilerimiz değişiyor. İtiraf etmek lazım bundan hem korkunç üzüntüler hem de doğal olmayan sevinçler çıkartmak işimize geliyor. Kararlılık nasıl olursa olsun altın değerinde doğada. İzlenemeyen, tahmin edilemeyen, sürekli rutini dışına çıkan bir hâl alsa bize hükümdar olduğumuzu hissettiren doğanın öğeleri, hayat sürdürülebilir bir yaşam alanı olamazdı. Dolayısıyla düzenli tekrar eden gökyüzü haraketleri, içini dışını didik didik ettiğimiz hayvanların ilişki rutinleri, havanın durumu, hasatın dinamiği tahmin edilebilir olduğu için bize burada çok bir numara yokmuş gibi geliyor. Oysa her biri sürekli diğerleriyle iletişimde olarak bu koca devranı çocuk oyuncağıymış gibi döndürüyorlar. Açıklamaları kompleks olsa da komplekssiz, yalın ve de bilmeceli olmaya çalışmadan muazzam yeterliler. Her biri diğerinden farklı ama diğerine hükmekmeden, büyüklenmeden, tanrıcılık oynamadan var olabiliyorlar.
Konuyu yanlış anlayan ve durduk yerde kendine yeni anlamlar arayanlar bizleriz. Bununla ilgili en kolay örnekleme ise ilişkilerimiz. Kim olduğumuzu ve ne istediğimizi tam olarak bilemeden, ama hep çok bilirmiş gibi arayışlar, etiketlemeler ve zorlamalar içindeyiz. Hepimiz el birliği ile hepimize sürekli haksızlık ve eziyet ediyoruz. Sizce de bu işte bir yanlış yok mu? İkili ilişkileri sadece üremek olarak tanımlayan ve bir daha da bununla uğraşmayan yahut tamamen tek eşlilik olarak görüp o ikili ilişkiyi başka bir boyuta taşıyandan, konuyu sadece ebeveynlik olarak algılayınana kadar düzinelerce farklı ama kendi içinde tutarlı ilişki çeşitleri mevcut doğada. Biz hepsini istiyoruz, başka başka zamanlarda istiyoruz, sadece o ihtiyacı karşılamak ya da o duyguyu tanımak için istiyoruz. Hepimiz, ısrarla aslında bir bok olmayan ve olmayacak olan bir konuda anlamlar arıyoruz. Bir de kendimizi onunla eşleyerek bir tamamlanma hissinin peşindeyiz. Hepimiz ruh hastasıyız.
Doğru düzgün bir veda bile edemedik birbirimize. Tanışalı az olmuş ama anlaşalı ve birbirimizi anlayalı çok olmuştu. Kafamız karışıktı ve yapay bir şekilde ne olacağını bilemediğimiz bir geleceğin endişelerini taşıyorduk. Hem onu şekillendirmek hem de geçmişimizi anlamak, dolayısıyla kocaman bir kendimiz gerçeği yaratmak istiyorduk. Hiç değilse birşey demek olan, elle tutulur, anlatsan anlaşılır bir reçetemiz olsun istiyorduk. Kararsızlık ata sporuydu bizde ve bütün bu çelişkilerle yaşamaya lanetlenmiş yalnız bir türdük bu evrende. O yüzdendi bizim gibi hatta daha ileri bir yaşam formu arayışımız. Belki, bir şans daha elde etmek için. Günün birinde anlayacaktık evreni, bütün düzeni ve çalışma sistemini. Aferin bize, iyi bok yiyecektik. Büyük sır verilmişti oysa, hayatın anlamı, sır fanilikti. Bizim anlamayı reddeceğimiz kadar basit ama gerçek olan. Hepimiz hazırlanıyorduk, gelecek olana, dönüşeceğimiz şeye. Birşey söyleyeyim, toprağa dönüşeceğiz. Tam gözümüzün önünde toprağa karışmışken bizden öncekiler ve bunu bazen ellerinin hemen yanında bulunan bir anı ötelemek, dudaklarının ucunda duran bir dolu nefesi çekmek yerine saklamak ya da planları ile arayışları arasına sıkışıp kalarak yapmışken bu gerçeği göremeyişimiz olsa olsa aptalca bir kibirden. Kaybolmuş ruhlarız, aklımızın almayacağı tesadüflerle karışdık ve düştük bu dünyaya. Yine anlayamayacağımız dengelerden dolayı gideceğiz vakti geldiğinde.
Size bir hikaye anlatayım. Kısacık. Kimsenin umrunda olmadan ve el üstünde tutulmadan, onlarca kardeşini sadece şansları yaver gitmedi diye kaybetmiş garip bir çocuktu kel kartal Ali. Ne gökyüzüne kızdı, ne ailesine, ne de endişe etti canından. Çok şey beklemedi gençliğinden, planlar kurmadı emekliliği ile ilgili. Bir kadınla ve ömrü yettiğince, bazen açlıktan bazen keyiften, biraz oraya biraz buraya uçtu. Uçuşu sevdi Ali.
Doğru düzgün vedalaşamadık bile seninle. Herşey çok karışıktı. Sen oradaydın, ben oradaydım. Öncesi ya da sonrası yoktu. Var sandık. Yaşayamadık.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder