Bu Blogda Ara

24 Temmuz 2016 Pazar

Söz Falı

Akşamdan kaldığım sabahlar kendime yetişemiyorum. Gereksiz hiper haller kendimi alıp olur olmaz yerlere götürüyor. Öyle ki küçük bütçeli bir dizi gibi her gün hayatımın kesiştiği insanlar tanıyamıyorlar. Çok haksız da sayılmazlar aslında çünkü kısa süre sonra tekrar karşılarına peydahlanıp kendimin oradan geçip geçmediğini soruyorum. Az önce oradan geçtiğimi, telaşlı bir halim olduğunu ve oldukça neşeli göründüğümü söylüyorlar. İşte böyle zamanlar, olmaz dediklerimi yaptığım, aranmaması gerekenleri aradığım ve gidilmemesi gereken yerlere gittiğim zamanlar. İtilip kakılmış duyguların bedenden ayrılarak kendi başına hareket etmesi ya da tam tarifine bakarsak bedenimi de alıp götürdüklerine göre darbe yapıp yönetime el koyması diyebiliriz. "Bu bedende yönetime umut tarafından el konulmuştur. Diğer duyguların yapılacak bir başka duyuruya kadar ortaya çıkmaları yasaktır!" diyorum ofiste az önce kendimi sorduğum sekretere. Büsbütün karışıyor kafası. Aslında ertesinde iş günü olan geceler içmemeye, içsem de düşmemeye çalışıyorum. İş hayatı tamamen aklınızın başınızda olmasını talep eden bir yer. İç sesim dün akşam hiç yaşanmamış gibi bir darbe sessizliğinde, ya ele geçirilmekten korkuyor ya da darbeciler tarafından çoktan derdest edilip ulaşamayacağım yerlere götürüldü. Günlük tarot falıma bakıyorum, yine geleceğin habercisi meleğin göklerde borazan öttürmesi, daha önce yaşamışlığım olduğundan şaşırmıyorum. Öğlen saatlerinde kendime geliyorum demek bu, ya da kendim beni buluyor. Üç kart tarot falını bilirsiniz, desteden üç kart seçer ve geçmiş, şimdi ve gelecek olarak sıraya dizer ve kartları o anlamda yorumlarsınız. Bu borazanbaşı melek tabii ki şimdi pozisyonunda duruyordu. Çok duru bir şekilde endişelenmememi salık veriyordu. Akıl ruh ve bedenin birleşmesinin habercisi, birlik ve dirlik demekti. Gelecek pozisyonunda sûkut içinde yere bakan Tılsımların Kraliçesi ise bana ilişki dünyasında cenneti vaad ediyordu. İki anlamı olabilirdi, ya dün akşamki karşılaşmadan sonra kötü espri anlayışı olan karmamın bana en son şakası ya da inancımın sınanıyor olması, çünkü cehennemdeki görevim kalıcıydı. Cehennem bürokratıydım, yöneticiler gelir gider biz tekkeyi beklerdik. Herşeyin aynı tempo ve yoğunlukta yaşandığından emin olurduk. Kendime geleceğim ana kadar biraz iş yapmaya karar verdim. Kartları sessizce toplayıp üst çekmeceye koydum. Sonra aniden kararımı değiştirip kartları tekrar kardım. Bu dedim gelecek için çekeceğim kart, cehennemin yetkilisiyim, istediğim oyunu bozarım, bunu o kadar kararlı ve soğukkanlılıkla yaparım ki içinde ruh olan birşey olduğum unutulur. Gözler kararır, hava soğur, çocuklar kâbus görmeye başlar. Bu daha başlangıç der gibi gülümserim ağzımın bir kenarıyla. Siz derim, bayım, henüz ölmekle bayılmayı ayırt edemezken biz çekilecek cezaların zenginleşmesi için toplantılar yapıyorduk. Bu toplantıların bir tanesinde çıkan bir anlaşmazlıkta çok naif olmakla buraya yakışmadığını düşündüğümüz üyemiz şeytanı, size bir girizgâh olması için dünyanıza gönderdik. Bu duyguyla desteden çektiğim kartı klavyenin yanına kapalı şekilde koydum. Kartları çekmeceye kapattıktan sonra küçük bir parmak hareketiyle çevirdim ; Tılsımların Kraliçesi. Olasılık hesabını yaptım kafamdan, emin olmak için hesap makinesi ile sağlamasını yaptım. Neyse ne. Neredeyse inandıracaksın beni. Elime cebime attım, aynı kağıt parçası.

Gelecek hanesinde olan bu kartın hiç de tesadüf olmadığı duygusuyla ve belki de en çok merak ve heyecanla numarayı tuşlamaya başladım. Her numaranın ardından da iki üç saniye aralıklar verdim. O her iki üç saniyenin yüzlerce çocuğun doğumu, diğer onlarcasının ölümü, gezegenlerin önümüzdeki yüzyılda tekrar edemeyeceği bir sıralamada durduğu anı, muhasebeden Refik amcanın güçlü bir hıçkırığı, o iki üç saniyeyle orada olmamakla hayatta kalan, ölen, kalbi kırılan, kazanan, aldatılan ya da sevinen insanlara denk geldiğini düşündüm. Benim için "sadeceleştirmek" uğraşına rağmen o andan emin olmamı sağlayamıyordu. Bazı insanlar için var olmakla yok olmak kadar belirleyici saniyeleri böyle hoyratça harcıyoruz diye düşündüm sonra. Bu matruşka düşünceler saniyelerle oynuyor, etrafından dolanıyor, yalanlar söylüyor fakat sadede gelemiyordu. Onu mu bekleyecektim? Gidesi yoktu, gitse varası yoktu, varda parası yoktu... Son numaraya ısrarcı şekilde bastım. Bir iki üç saniye de oradan tırtıkladım. Değişiklik olmadı. Ertelenen işler ve duygular dirayetli piçlerdi çünkü. Uzun bir sessizlikten sonra telefon çalmaya başladı, ikinci çalışından sonra açıldığında oluşan sessizlik ise iki yüzyıl kadar sürdü.

Kadın : Alo
Adam : Merhaba
Kadın : Kimi aramıştınız?
Adam : Az yiyen, güneşle ilgili halüsinatif şeyler gören, sigara içen ve fallardan hoşlanan bir kadını...
Kadın : İtirazlarım var.
Adam : Bir inkâr maskesi olarak itiraz sık kullanılanlara eklenmiş bir mekanizmadır. Zaten itiraz olsun, hatta şikayet falan çünkü böyle birisinin yaşaması ihtimali biraz korkutucu.
Kadın : Az yemiyorum, bilinçaltımda beliren görüntülere ortak çıkan insanlar olmuyor, evet sigara içiyorum fakat fallarla çok ilgilenmiyorum. 
Adam : Ama fal?!?
Kadın : Şikayet etmeyelim lütfen, hatta gizli tutalım. Sır olsun bu çünkü aynı rüyayı görmek gibi birşey. Korkutucu ama korkutucu derecede güzel ve faldan başka birşey öneremeyen biri bile olsa, neye sahip olduğunu bilmiyor olabilir.
Adam : Beraber kamyon devirmek güzel ihtimalmiş, neye sahip olduğunu bilmemek ise tartısız ağırlık olmak gibi..
Kadın : Neden fal bakmak peki..
Adam : Çünkü insana kim olduğunu hatırlatan şeyler anlamsız olsa da güzeldir.
Kadın : Kendiliğinden olan şeyler...
Adam : Benler
Kadın : Senler...
Adam : Belki bir gün anlatırım. Kosmosun kendi kafa karışıklığından olan garipliklikleri, gariplerin kabullenmişliğini ve belki de kaosun düzenini..
Kadın : Bana ait olan ama başkası tarafından söylenmiş eşzamanlanmış mısralar biliyorum.
Adam : And if you like
Kadın : To going places "we" could not even pronounce...
Adam : Akşamüstü saat altı
Kadın : Kayalıkların orası
Adam : Sözler vermekten imtina ederim.
Kadın : Maybe i'm perfect...for you

Telefonu kapattım. Tılsımların Kraliçesi sırıtıyordu klavyenin yanından. Bu anın yaşanmış olduğundan emin olmak için kendime bir tokat attım. Çok sesli oldu. Sekreter dönüp odaya baktı. Saat 13:00 olmuştu. Kendim gelmiş, yanımdaki tabureye oturmuştu. Biraz şaşkındık, hep beraber. İç sesim serbestti. Bakıştık. Gülüştük. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder