Bu Blogda Ara

27 Mayıs 2016 Cuma

Planlandığı gibi kümede kalamadı!

Saat 12:00, günün tam ortası. Planlamanın sonu yok, çok iyi olmasam da bu konuda. Daha kurumsal olmalıyım diye düşündüm bunu bir dönem. Kimi planlama araç gereçlerine başvurdum. Yazınca daha gerçek olur planlar derler, yalan. Dahasız gerçek oluyorlar ama bazı şeylerin bir ihtimal olarak yaşaması hali gerçekliklerinden çekici oluyor. Aklında bir yerlerde olması, hem senin hem de kapsadığı diğer kişi ya da olayların her an vazgeçebilme ihtimali, onu ne kadar istiyorsunun sürekli sorgusu her ne ise o, daha fazla aklında olmasını sağlıyor. Hem ne zaman başladık ki vaktimizi o vakit geldiğinde ne hissedeceğimizi düşünmeden şimdiye peşkeş çekmeye? Neyse. Bu kadar stresli olmamın sebebi bugünü değişik zaman dilimlerine bölüp kendime aralık bırakmadan planlamış olmam. Öğle yemeği, yetişmesi gereken ürünler, müşteri ile toplantı, arkadaşım ile buluşma. Hayat şakacı. İlk olması gereken sonda, hiç olmaması gereken ikinci. Saat takma zorunluksız hayatlar var diye geliyor aklıma öğle yemeğine yürürken. Uyanınca sabah, acıkınca yemek zamanı. Tüm ofis yemekhanede. Kayıtsız itaat. Girdim sıraya, menü iç açıcı değil. Düğün çorbası, biber dolması, makarna ve yardımcıları. Çok mu düğün aşçıbaşı, konumuz nedir? diye sordum. Çorba balkan çorbası, balkan harbinden önce göç etmiş, eski hali daha terbiyesizmiş, Anadoluya göç edine tabi daha terbiyeli olmak zorunda kalmış diyor aşçıbaşı. Latex eldivenini değiştirirken devam ediyor. Aslında hem kırmızı hem beyaz etle olurmuş orijinali, keşkeğin uzaktan akrabası herhalde diyorum. Ezcümle, gıda mühendisinin düğünü var herhalde ki menüye yazmış, biz de yaptık Fatih bey diyor. Çorbayı pas geçseniz de bir burma bileziğe hayır demem diye ekliyor. Aşçıbaşının son şutunun gol olduğu gerçeğine birlite sevinikten sonra masaya geçiyorum. Planlama departmanının yanı boş. Tam gününde. Bunu planlamamıştınız di mi diye çöküyorum yanlarına. Gülen olmuyor. Aşçıya dönüyorum, mütebessim. Direkten bile dönmedi şutum. Öğlene kadar birbirini çekiştiren ofis arkadaşlarım canhıraş bir çaba ile ortak olabilecek ne konu varsa bir ağızdan konuşuyorlar. Planlama daha sessiz. Planlamayın oğlum diyorum bir elimle tuzluğu işaret ederken. Olanla ölene çare yok. Bak misal ben bunu planlamamıştım, baktım tuzu az çorbanın hemen aksiyon aldım. Fatih bey, kervan yolda düzülür, elin iti sözde büzülür, bu kellik yüzyıl öteden görülür derler. İtibar etmeyin, israf etmeyin en çok da ikrar etmeyin diyor, uzun olanı. Sessizlik oluyor, elim tuzluğa gidiyor, boş elle napabilirim ki diye düşünerek herhalde. Bu hakemin orta sahayı göstermesini bekleme anı biliyorum. Dönüp diğeriyle yumruklarını tokuşturuyorlar, afiyet olsun deyip kalkıyorlar. Ohooo, planlama uçmuş diyorum arkalarından. IT'cimisiniz olm bu neyin kafası diye son şansımı deniyorum. Yine üstten aut. Yemek için ayrılan süreleri doldurmuş oluyorum böylece. Ofisi terk edip adı müşteri olan, zaten almaya niyeti olan kimseleri neden buradan almalılar konulu tiradımla bitap hale düşürmeden önce, daha önce bu tirada maruz kalmış kişilere günlük hesabımı verebilmek adına üretime iniyorum. İnsanlar yeni yeni yerlerini alıyorlar. Garip, her duvarda "işler yetişir!" yazıyor. Sonra "yükü bacaklarınla kaldır, belinle değil!" yazıyor. İşletmenin tavrı bu, buyurgan. Benim işleri takip eden kişilerle konuşuyorum. Haberler olumsuz. Arkadaşlar, hava durumu sunmuyorum ki ben, her gün değişen haberler vermem anlaşılır olmuyor diyorum. Nasıl yetişecek bu işler? Şimdi onların sırası; ellerinden geleni yaptıklarından, iş onlara gelmeden önce geçmesi gereken süreçlerde sorunlar çıktığından, bu işlerin en az kendileri kadar sorumlusu olan kimi insanların organlarının keyfinin her zaman yerinde olmadığından, onlara yeteri kadar süre verilmesi durumunda on, onbeş dereden daha su taşıyarak bin rakamına ulaşmalarının an meselesi olduğundan, aynı zamanda bu sunuculuk işinde iyi para olduğundan, 32 nin sayısal da en çok çıkan rakam olduğundan falan bahsediyorlar. Anladım diyorum. Çünkü 32ye hep oynarım, istatistik diye bir şey var. Haftaya mı sallıyoruz müşteriyi? diye soruyorum. Sallamak kaba tabir Fatih bey, neden salı olması gerektiğini anlatalım diyorlar. Duvardaki ufak tabelayı gösteriyor biri, işler yetişir! Fatih bey, zamanlama ile ilgili bilgi içermiyor yönergeler, diyor. Haklı sayılır. Vazgeçiyorum artık. Koşarak çıkıyorum ofisten, trafik bana yerimde oturmamın akıllıca olacağını öğütlüyor. Alternatiflerime bakıyorum. Araçtan vazgeçiyorum. Toplu taşıma zaman zaman maceralı ama daha hızlı olabilen seyahatler önerebiliyor. Bir minibüse el ediyorum, duruyor. Daha mutlu yerlerden geçiyor mu? diye soruyorum. Sadece gerçeklere uğruyoruz abi, diyor. Binmiyorum. Bu kadar gol yeyip kümede kalmış takım yok, zorlamayayım diye düşünüyorum. Müşteriye telefon açıp gelemeyeceğimi, arkadaşa mesaj atıp planlamayla bir arkadaşlık ilişkisini yürütemeyeceğimi iletiyorum. Saat 16:30, işe dönmekle, bir cafede aylaklık yapmak arasında gidip geliyorum. Cafe hiç aklımda yoktu, ama hep bir kendime kaçsam diye düşünüyordum. Cafede miyim acaba diye bir bakmaya karar veriyorum. Birinci sırada olması gereken biraz gecikerek de olsa gelip yerini buluyor. Bir iç çekiyorum, sıçmışım planına da planlamasına da diyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder