Çok şey oldu bu. Haklı. Her şeyi duymanın zararları başlıklı yazının en vurucu cümlesi olsun bu da. Sonra kağıdı kalemi toplayıp gitsinler ağır hareketlerle. Tüm haklılıkları küçük bir sırt çantasına toplayıp, gün batımına doğru. Sadece batıya doğru demek de doğru olur ama yeterince haklı olmaz diye. "Bana yeterince zaman verin, herkesin ve her şeyin nasıl da haklı olduğunu kanıtlayayım size" diyen bir feylesof olsun baş karakter. Küçük kulakları, uzun parmakları ve en az bir kırklık konteyner fikri olsun. Bunların bir kısmı ithal, bir kısmı yerli olsun. Çok yesin, çok duysun, az uyusun. Başına gelenlerle, başa gelebilecekler diye iki adet kitabı ve tutmayı başaramadığı bir günlüğü olsun. Bu çok duyma halini bir lanet olarak anlatsın. Başlarda anlam veremediği bir süper güç gibi algıladığı ama zamanla eziyete dönüşen bir lanet. "Duymak, çok acayip, fazlaca iade-i itibar görmemiş bir yeti" diye başlasın. "Görmek, konuşmak ve dokunmak fazlaca baskın ve bu yetmezmiş gibi etkin yetiler. Duymak daha edilgen, maruz kalmak gibi, kendince gelişiyor, geliyor, seni buluyor ve nereden buluyorsa o gücü, gidip içinde bir yerlere iz düşüyor." diye devam etsin. Çocukken zayıf, korkak ve az sevilmiş olsun. Ölecekmiş gibi hissederken yazdığı şarkı çok tutunca klibini gidip dubaide çekenlerden hoşlanmıyor olsun. Zaten istediği kadar televizyon seyredebiliyor olsun. Bildiğini sandığı şeyleri ondan öğrenmiş olsun. Ukala olsun, bilmiş. Ne biçim çocuk olsun, her şeye bir cevabı olan. İtirazı değil ama. Akıllı olsun, beni sinir etmesin. Seve seve olmasa da idrar zoruyla okulu bitirmiş olsun. " İnsanın merakı ile önyargıları arasında engel olunamaz yerlere gitmek için gereken süre çok kısa" desin. Evet, bunu desin. "Göz kırpmak ya da kaçınmakdan biraz uzun, kulaklarını ellerinle kapatmaktan biraz kısa" Okulda bir kızı istemiş olsun çok, belki sevmiş. Okulun en haydut çocuğu askıntı olduğu için hiç söyleyememiş olsun. Babasının cenazesini öğrenememiş olsun. Ama öldüğünü biliyor olsun. Duymuş olsun. "Hayat herkesi aynı test etmiyor" demesin. Onu herkes der. "Sana gelmeye teşne kötüleri filtreleyen şeye baba denir, onun da ölüm haberini alırsın" desin. Bir şekilde duymakla, davete icabet etmek aynı şey, müezzin duygu ölçmüyor, o sayıyla ve zengin dayıyla daha ilgili zaten. "Haklı doğulmuyor, haklı olunmuyor, haklı ölünmüyor" diye atarlansın. Evet, yapsın bunu, sık sık. Artık o kadar da korkmuyor olsun. Küçümseyici bakmayın, bebeye tecavüz eden öğretmen var. Feylesofun böylesine can kurban. Her Salı Karatay diyetine başlıyor olsun. Her çarşambaya kadar harfiyen uyuyor olsun diyetine. Kalan vaktinde insanları duyuyor olsun, hayvanları, bitkileri, henüz keşfedilmemiş kuyruklu yıldızları. Gece yarısı yatsın, kuşluk vakti uyuyor olsun. Orada da artık ne duyuyorsa. "Konu haklılık değil" desin."Duyarsın fikrin değişir, yaşarsın fikrin değişir, yaparsın fikrin değişir." Üçlemelere inanıyor olsun, ama yine de hep tek eşli, hatta eşsiz. Onu eşsiz yapan şeyleri düşünüyor olsun. Biraz kendini kaybetmiş, kendi gelsin diye çok beklemiş, biraz atlatılmış. Tüm cesaretiyle ve biriktiremediği parayla tek yönlü bir bilet alsın üniversite aşkının yaşadığı yere. Geri dönülmeyecek yerlere borç takmak, ödeme ahiret vade demek zaten. Varsın gitsin şehre. Kızı bulmaya çalışsın, bulup evini uzasktan gözetlemek, en uygunsuz zamanda da vurup kapıyı girmek istesin, girip kızın karşısına dikilmek, Baran'ın Keje'ye baktığı gibi bakmak istesin. Kötü bir otelin nemli odasında öksürük krizi tutsun sonra, bırakmasın. Ölsün çok duyan feylesof. Karşılaşırsa korktuklarından ve konuşamazsa diye eline bir not yazmış olsun;
Baba,
Keje,
Herşeyi duymak ne kötü bilir misiniz
Herkese hak vermek
Ama konu haklı olmak değil
Haklılık sözdür, riyası çoktur.
Size diyemedim
Konu anlamaya çalışmak
Bense,
Hiç anlayamadım
Ps. Keje sarı kız demek, ama sen bayaa esmersin Keje, babanın kürtçesine sıçayım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder