Bu Blogda Ara

14 Eylül 2015 Pazartesi

İnsan çok acımasız bir hayvan

Sabahın altısı, biraz önce beşiydi. Bir kaç dakika önce. Tavanla aramızdaki iletişim her zamanki gibi, hiç ilerleme yok. Mektup yazmam gerekiyor, bunu biliyorum. Mektup yazmak için kabul görmüş saatler yok aklımda, neden şimdi yazmıyorum? Mektup yazmanın böyle güzellikleri var, saatsiz, gönderme zorunluksuz. 

Sevgili mektup okuyucusu,

Mektup zamansız yazılsa da teslim edilmesi için mantıklı saatler planlanmış durumda. Sen bu mektubu aldığında mevsimlerden güz, zamanlardan akşamüstü, havalardan ince yağmurlu ve sen de pür telaşını masanın en üst çekmecesine kilitlemiş ol. Postacıdan al mektubu, önünü arkasını iyice çevir zarfın. Üstünde ismini görmediğinde çaktırma, sana olduğunu bil bu mektubun. Hep bu mektubu beklemiş gibi gülümse ağzının bir yanıyla. Kapıya kadar geçir postacıyı, küçük adımlarla ve sabırsızca dön masanın başına. Akşamüstü kahvesinin zamanı gelmiş olsun böylece, tüm zaman tutucuları sustur, o bu an için sakladığın şarkıyı başlat. Ne acayip yolculuğu oldu bu mektubun diye düşün.Geçtiği yıllar, yollar ve hasretler var biraz üstünde. Zarfı incitmeden ve mektupla birlikte yıllarca daha saklanacakmış gibi aç. Yırtma, bir makasla sağ köşesinden incecik kes. Kahve kokusu bir tur atıp da tekrar sana dönünce yavaş hareketlerle çıkar mektubu, dokun her köşesine, önce neresinden katlanacağının düşünüldüğünü hayal et. 


Selam,

Çok beklemiş, hiç söylenememiş kelimelerin, hiç beklememesi gereken süreler geçirdiği bir çöplükten yazıyorum. Saat yedi, biraz önce altıydı. Saatler, kokular, korkular, kötü duygular ve iyi olanları hepsi getirip yığıyor kelimeleri önüme. Bana kalsa uyuyacağım. Daha iyi şeyler olana kadar da uyanmayacağım. Alarmım hep sahil randevularına kurulu, sabahçı balıkçıların dönüşüne, köşedeki fırının ilk poğaçalarına. Her günün gecesi kelimelerle hesabımı görüp, mantıklı saatlerde yatıp artık devam edebildiğim sabahlara uyanmak istiyorum. Karşımdaki duvar, sesler, sessizlikler ve kalan her şey belediye çöpçüsü gibi gecenin köründe gelip bırakıyor ne varsa dünden kalan. Tek yönlü gönderilemiyor hiç bir duygu ve çöpçüler çok gürültü yapıyor. O yüzden sana yazıyorum mektup okuyucusu, hayal kırıklıklarını, gönül kırıklıklarını, edilememiş vedaları, okunan belaları biri bilsin istiyorum. Metropollerin tıkanmış yolları gibi, iyi olan her şey yolunu bulup evine varmış. Kiralanmış adreslerinde mukim herkes. Sokakların gerçek sahibi sahipsizler. Ve bu leş kargalarının bile gece oldu mu uğramadığı, martıların sabaha karşı çığlıklar atmadığı pis kokan, tuz kokan çöplükte geceleri çok mesai istiyor. 

Bırakmıştım bu işleri. Elimde olanla, elimde kalanla, ucundan tutup ileriye doğru atabildiklerimle devam ediyordum. Korkular gelir, korkular giderdi. İnsanlar gibi. En iyisi ne kadar incinebileceğini düşünmeden yaşamaktı. Alabildiğim en iyi kareyi alıp devam ediyordum seyahate. Rota aynıydı. Aynı güzeldi. Kendi dünyamda bir tur kaç seneye denk geliyordu? 

Korktum sonra. Eksildim. Korku gerçektir mektup okuyucusu. Kalıcıdır.

Gün ağarırken yol aldığım her kara parçasında aynı balıkçılar, tadı birbirinin aynı poğaçalar ve hep göz ucuyla da olsa gördüğüm çöplükler. Her güzel şey tadı keskin çöpler bırakıyordu.

Kalan sağlar sabahın ilk ışıklarıyla kıpırdanıyordu.
Bu kadar acıyla devam edebilmek biraz tuhaftı.
Biraz az gerçek.

Şimdi bu kelimeler biraz sende dursun mektup okuyucusu.
O zarfın içinde güvende olurlar.

Yarın sabah yatağında huzurla gerindiğinde, güneş bir yolunu bulup doldurduğunda odanı ve sevdiğin şarkı eşliğinde yaparken gününün planını bu çöplüğü hatırla. Geride bıraktığını düşündüğün ama aslında sadece gitmesini istediğin her şey, acıların, hayal kırıklıkların umutsuzlukların burada. Hiçbiri hayatına devam edemiyor. Sadece istemediğin için, içinde bir parça da senle birlikte can çekişiyor.

Canının ilk yandığı anı düşün.
Çok yandığı.
O an durmalıydı hayat, zaman her şey.

İnsan çok acımasız bir hayvan.


Sevgiler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder