Vaktinde bolca karışan kafamın içinde çıkılan gezmelerde, takmazsak kafayı eğer kıvrımları bizden önce işaretleyen diğer memelilere, ulaşılabilir mi fatihsel düzlemde apsisimin ordinatıma "tık" dediği yere...
Bu Blogda Ara
6 Kasım 2015 Cuma
Incomplete
Sonbahar gelmişti. Ondan önce de yaz. Bu gidişle kış da gelebilirdi. Daha önce gelmişliği vardı. Atamız olduğu söylenen eskiler de çok uzaklardan gelmişlerdi ve sanırım bu insanın kendi doğasına benzeyen toprakları gördüklerinde biraz olsun rahatlamışlardı. Neden kaçtıkları ya da neye ulaşmaya çalıştıkları konusunda türlü rivayet olsa da, burada, daha önce gelenlerinde gidemediği, gönderilenlerin dönmek istediği, karışık, doğurgan, değişken ve cilveli topraklarda, yine belki de önce biraz dinlenelim sonra bakarız diyerek durmuş ve sonra gidememişlerdi. Başka coğrafyalarla kıyasladığında tam da bu toprağa göre bir ayar çekmişti gezegen; her şeyden çeyrek vardı. Birini sonsuza kadar isteyip gideceğini bilmekle, bir sonrakini bekleyememe sabırsızlığının nasıl olsa birazdan gelecek rahatlığıyla sakinleşmesi hislerini aynı an da yaşamak. Hem de bazen iç içe, bazen üst üste ve bazen de içi boş bir çeyreğin gölgesinde, çünkü kimi çeyreklerin içi alınmış oluyordu. Arada sırada gece dışarı çıkanların gönül rahatlığıyla yediği sabaha karşı kokoreçlerindeki gibi. Düzenli çıkan akşamcıların böyle çeyrekleri olmazdı. Hep aynı döngü oluyordu ama bu hep aynı çeyrek oluyor demek değildi. Her mevsim adaşı olan tüm diğer mevsimlerden başka izler, anılar ve yaralar bırakıyordu. Zaten mevsim parantezine alınıp tektipleştirilmekten de hiç hoşlanmıyorlardı. Bu rutin gibi duran ama hep değişken ve hep devinen sürece doğan insanlar evrim gereği kendilerince çeyreklere bölünüyorlar ve fakat bütün çeyrekleri de birbirinden farklı oluyordu. Bütün olamıyorlardı böylece. Hatta düzgün bir yarım. "Ama yarım da bir bütündür" dedi parkın girişindeki köpek. Kamyonla para verilerek alınmış, yediği önünde yemediği mama üreticisinin hatasıdır diye algılanmış, bolca şımartılmış, köpeklik vasıflarını kaybetmiş, insanlığa heves etmiş, şanslı mı şanssız mı bilinmeyen bir köpeğin, nasıl olduysa gen transferiyle aklımdan geçenleri duyabilen bir telepati yeteneğine sahip fakat kapı dışı edilmiş yavrusu olarak kafasını az önce karıştırdığı çöp poşetine gömdü. "Açılıp yarısı içilmiş şaraplar mesela" diye düşünmeyi sürdürdüm. Ya o açıldıkları kişi ile içilebiliyorlar ya da hiç içilemiyorlar bir daha. Ancak o aynı kişiyle ve belki de kısa olmayan zamanlar sonra içilseler bile, tekrar başladıkları ve bittikleri aralıkta başka etkiler yarattıkları için ikinci yarım olarak başka bir bütünü temsil ediyorlardı. "Bir yarım kendi şeklinden ya da gölgesinden yola çıkarak vaad ettiği bütüne tamamlanabilir en azından" dedi yine aynı köpek, bu sefer kafasını kaldırmadan. Çok mu aç yoksa daha çok işgüzar bir dedikoducu mu karar veremedim. Kalktım. Banka göre doğruldum. Yürüyüş yoluna göre yükseldim. Parktaki ağaçlara göre kıpırdandım. Yarı ömür diye düşündüm, başlangıçta sahip olduğumuz ihtimallerin yarısına düşmesi için geçen süreyse o zaman tamamlanmak diye bir şey yoktu. Ömrünü kararlı hale getirmek için eksiklerinin tamamlanmasını bekleyen izotoplar geldi aklıma. Akıllı toplara izotop densin diye düşündüm. Çünkü insanlarla aralarındaki fark, aramak yerine beklemekti. Bekleyiş ya da arayış esnasında hangi önemli parçanı kaybedeceğini ya da değiştireceğini bilmiyordun, bunun için ne kadar süre geçmesi gerektiğini de. Bu konularda izotoplarla kader arkadaşıydık. Verilere baktım, çünkü bütün veriler biraz bakılmak içindi. Bu şartlarda kararlı olmak diye bir şeyden bahsedemezdik. Hafif bir rüzgar esti. Parkın girişindeki köpek bu düşündüklerimi duyduysa da anlamamıştır diye düşündüm. Zaten kafasını kaldırmadı bile. Açtı herhalde. Köpeğin atalarını, analarını, onların kararlı olabilmek adına harcandıkları diğer yarılarını arayışlarını düşündüm. Sonra daha kolay olur diye yokuş aşağı yürüdüm. Anasına atasına dair ileri geri düşündüm diye peşime düşerse köpek, kaçma süremi biraz artırırım diye de düşünmüş olabilirim. Bir de kaçmak vardı. Kaçmak yoktu. Ertelemek vardı. İzotoplar bu konuda neler düşünüyorlardı bilmiyorum. Rüzgar üfürdü. Yürüdüm. Köpeğe, banka ve ağaçlara göre uzaklaştım. Zamana göre yaşlandım. Dönüp genç haline baktım. Bankta oturuyordu. Kararsızdı. Yakalanmış ve yarımdı.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder