Bu Blogda Ara

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Kötücül arzular

Oturmuş karşıma anlatıyordu. 

Hem de uzunca bir süredir. Konu yine tamamen ve hararetle Ezgi'ydi. Tamamen dudaklarına takılıp kaldığını düşündüğüm gözlerimin hareketsizliğinden olacak " sence de biraz saçma değil mi ettiği teklif ? " diye sormuştu. Ya dinleyip dinlemediğimi anlamak için soruyordu ya da her zaman olduğu gibi kendinden emin olarak anlattığı hikayedeki yargısına onay arıyordu. Son 15 dakikadır neden bahsettiğine dair hiç bir ipucum yoktu. Önemsediğini sanmıyorum. Ona istediğini vereyim yeter, " biraz " dedim. İşte olmuştu, küçücük bir tebessüm ile birlikte anlatmaya devam etti. Çünkü bazı insanlar haklı doğar. Korku, geleneksel görgü, önyargılar ve kısıtlı dünya görüşüyle büyütülmüş ve öyle yaşamış ebeveynleriniz size baktıkları yerden gördükleri dünyayı anlatırken onlara sevgi, hoşgörü ve bireysellik anlatılır. Kimi çok sakıncalı sayılan fikirler, hayaller ve insanlarla çok erkenden tanışırlar. Bunun için çaba harcamalarına da gerek kalmaz. Size göre fazlaca özgüvenli ve kararlı olurlar. Umursamaz gibi anlattıkları herhangi bir şeyde bile içten içe haklı olduklarını bilirsiniz. Sinir olursunuz siz de, o umursamaz. Hiç lider olmaya çalışmasa da herkesi biraz çevresinde topladığını görürsünüz. Daha çok sinir olursunuz. O yüzden bu tebessüm işinde de epey ileridedirler. Tuhaf bir çekiciliği varmış gibi gelir o tebessümün. Bunu ise bilirler ve önemseler. Böyle birisiydi Kaan. Ne çekişmeli olduğundan haberdar olmadığı çocukluğumuz boyunca da, sonrasında da. Lise yaşlarında hayat bizleri başka yerlere savurmuş, onun ben de kalan izleri ile karşılaştırmalarla dolu geçen ergenlik sonrasında da bir şekilde iletişimde kalmayı becermiştik. Adam benim karşılaştırma tablomdu insanlık konusunda, nasıl görüşmeyecektik. Uzun yıllar annesine aşıktım. Sebebini pek sorgulamamıştım. Sonra da Ezgi'ye. Gerçi bütün mahalle erkekleri hep beraber aşıktık Ezgi'ye. Bazı büyük adam işi olarak görülen şeyler küçükken çok daha cesur yaşanıyor. Aynı bakkalın köşesindeki merdivenlerde oturur düşlediğimiz aynı kadınla ilgili hayallerimizden konuşuruduk. Hissedilen tüm duyguların katılsızlığından olacak kimse kızmazdı başkasının Ezgi'yle ilgili hayallerine. Şimdi düşündüğümde garip ve çokça komik geliyor bu duygulara karşı olan saygı duruşu. " ne önersem olmuyor, ilişkimizin durumu dışında ise neredeyse hiç konuşmuyoruz " diyordu Kaan. Son buluşmamız geliyordu aklıma Ezgi'yle. Saatlerce anlatmıştı hayatında olup biteni, hem de öyle detaylarını anlatıyordu ki sanki onun hayatıyla ilgili bir sınava girecektim ve geçemezsem yaşama hakkına son vereceklerdi. Aklımda binlerce düşünce bulutuyla dinlemeye çalıştığım Ezgi arada yakınlarda olmadığımı hissediyor ve saçını bir yandan öbürüne savurarak varlığını hissetiriyor, gözlerim ona döndüğünde ise anlatmaya devam ediyordu. Sessiz bir anlaşmaydı bu, ben onu dinlemiyordum o ise sınavdan kalmamam için olanca gücüyle anlatmaya devam ediyordu. " konuşmayan kadın ölü kadındır diye konuştuğumuzu hatırlıyorum ama sen takılma yine de fazla bence, kötü bir dönemden geçiyordur belki " dedim Kaan'a. Kötü bir dönemden geçtiği aşikardı. Yanlış adamı sınava sokmaya çalışıyordu. Hayatının bir döneminde onun için sınavları, sayışız şınavları ve  kesilecek bütün çınarları göze alan ama görmediği, sonra da hayatın cilvesi işte, kolsuz dalsız yaşamaya alışmışken, kafasını duvarlara vura vura içine doldurduğu öfkeden onu nereye koyduğunu unutan adamı. " sadece konuşma değil ki dostum, en son ne zaman seviştiğimizi hatırlamıyorum bile, becerebilsem de hatırlamak istemiyorum. O kadar mekanikti ki " Yoo dostum hiç de öyle değildi, aksine şehvetli ve hatta hiddetliydi, demek istiyordum ona. Son bir yıldır sevişiyorduk Ezgi'yle. Bir keresinde bile renksiz, tatminsiz olmamıştı. Sevişmelerde yoğunluğu kadınlar belirliyordu. Seni almak istiyorsa, senin olmak istiyorsa, fethedilmek istiyorlarsa pekala yapıyorlardı bunu. Gözlerinizin içine bakarak, gözlerini kırpmadan doğruca içinize, içinizdeki hayvana bakarak yapıyorlardı. Sevişme garantili, fazlası olmayan ve aynı dört duvar arasında bitecek tüm buluşmalarımızdaki Ezgi her kadın gibi hiç şaşırtmıyordu beni. Onun için fazlasıydı, benim için de öyle olacağı günü bekliyordu. " çok kırıcıymış " diyebildim. O Ezgi'yle, Ezgi ise onunla görüştüğümü bilmiyordu. Sık kullanılan telefonlarda aynı sayfada olduklarını bilmiyorlardı. Bense bir süredir Ezgi'yle olan ilişkimi bitirmeyi düşünüyordum. Oluşacak olan duygusal boşlukta yeniden keşfedeceği Kaan la ise bugüne kadar gitmeyi aklına dahi getirmediği mesafelere gideceklerini düşünüyordum. Aslında buna kendim hazırlamaya çalışıyordum. Uzun süredir hissettiğim bu galibiyet duygusunun artık alıştığım tadı çok özletir miydi kendini ?Yoksa daha iyi mi hissederdim kendimi, sanki sayemde bir seviye atlamış olurlar mıydı birbirlerinde ? Bütün o doğuştan haklı ve iyi insanların hissettiği gibi hisseder miydim kendimi ?

"Biliyor musun" dedim. Tebessümü silinmişti. Bir süredir konuşmamı bekliyordu. Dudakları yarım aralanmış sanki ağzımdan çıkacaklar herşeyi değiştirecekmiş gibi bakıyordu. Bu duyguyu seviyordum."Ben annene aşıktım çok uzun süre" dedim. "Ne alaka şimdi yaa!!?" dedi. "Herkes kendi annesine aşık olur, ben seninkine oldum, garip değil mi?" "Sen hiç dinlemedin di mi beni?" dedi. Bir şey demedem kalktım masadan "Sonra görüşürüz" dedim uzaklaşırken. Yoldan Ezgiyi aradım "Selam, akşama işin var mı? Birazdan evde olacağım gelsene" dedim. "Çok acaipsin Fatih" dedi. "Yıllardır görüşmüyoruz ve sen birden arayıp evine davet ediyorsun. Küçükken de tuhaf bir adamdın, nereden çıktı şimdi bu?"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder