Bu Blogda Ara

23 Aralık 2009 Çarşamba

Hayır ! Durun ! Yapamazsınız bunu M'avi lere...

Başlıktan kolaylıkla anlaşılacağı gibi, global Avatar gazına gelip, "Dünya ile aynı zamanda, 18 Aralıkta" aldım sabahın kör şafağında IMAX perdesinin karşısında yerimi.

Gerçi bu "Dünya ile aynı zamanda" geyiğinin halen gerçek olması sinir oynatıcı olsa da, teknik olarak mümkün olmayan bu geyiğin sanki mümkün olabilir matah birşeymiş gibi tüm reklam spotlarında cayır cayır haykırılıyor olması gülünç.
Benim bir Avustralyalı ile aynı zamanlama ile aynı filmi izleme olasılığım, IMAX perdesinden çıkıp bir M'avi nin gidip James Cameron' a madik atması olasılığı kadar olduğundan bu "dünya ile aynı anda" geyiğini, film afişini gördüğüm andan itibaren görmezden gelmeye özen gösteriyorum.

Bütün dünyayı, yazılı ve görsel basını kendi medyamız penceresinden görebildiğimizden, bize göre tüm dünya bu filmi konuşuyor. James Cameron Taytanik (ki hala gişe rekortmenidir) den sonra bu filmi hayallemiş de, teknolojik imkanlar onun bu hayal dünyasını yansıtacak duruma gelene kadar beklemiş. Aferin James'e. Film endüstrisi bu filmden sonra eskisi gibi olmayacakmış... Bu da ingilizce kalıbıyla meşhur ayrı bir geyik. Film endüstrisinden olmadığım için, filmden sonra bende herhangi bir değişiklik olmadı...henüz :)
Lakin M'avi olasım geldi.

M'avi, filmde konunun etrafında döndüğü bir başka gezegen primatı. İnsansal bir görünüşü olsa da normal insanın olamayacağı kadar fit :) (ki hiç obez M'avi yoktu) ben diyeyim 5 siz deyin 6 metre, renkli gözlü, ilk başta hepsi aynıymış gibi gelen (bkz. uzakdoğulu sima sorunsalı), sevecen, doğayla dost, deri rengi mavi bir tip.
Bunların topluluğuna N'avi diyor o gezegendeki istilacı insanlar (dünya kolluk kuvvetleri demek daha doğru, gerçi bana hepten amerikalı gibi geldiler ya neyse), onlar kendilerine N'avi demiyor. Ne diyecek, sen bana insan diyor musun ?
O yüzden bu ismin insanlar tarafından verilen bir isim olduğu kanısındayım.
Kendilerine özgü bir dilleri olmasına ve onları bulundukları yerden kışkış edecek insanlar dahi kimi simülatörlerde onların dilini (N'avice ama novice değil boru gibi) öğrenmelerine rağmen bu M'avi ırk, insanlarda onları anlasın, "James iyi etti dili mili uydurdu da bütün film altyazıyla kasar milleti" diye düşünerek oturup ingilizce öğrenmişler. Aferin M'avilere, kahrolsun N'avice...

Yine bir klasik olarak, kolluk kuvvetleri akıcı ingilizce konuşuyor ve istilacı olarak gittikleri bu yeni gezegene bir asker(yıkıcı) ve bir ilim adamı takımı götürüyorlar.
Ha, bir de insanlığın efendisini temsil eden, o tüm insan ırkının o gezegendeki kararlarını alan, kapitalizm esiri, hırslı bir beyaz yönetici adam.
Zaten bu üçlü kendi aralarında her akşam kimi dizilerle ya da her hafta ayrı ayrı filmlerle vizyonda bizi meşgul ediyor.

Bilim insanları M'avileri seviyor ki niye sevmesin, adamlar önyargısız, çevresine saygılı, eşitlikçi, sosyalist ve fakat mavi bir toplum. Kesinlikle başka dertleri yok, boş vakitlerinde ejderhamtrak hayvanlara binerek hava almaya çıkan, 6 bacaklı atlarla, kanal tedavisi yapılmadığından açıkta kalan sinir uçları sayesinde güzel güzel anlaşarak, yemek için avladığı hayvanı bile önce sakinleştirip "ye ulan beni, sana helal olsun" kıvamına getirerek kurban eden, herşeyin sonunda bir olduğuna, birleştiğine inanan bir toplumlar. Tadından yenmeyesi bu "bizde böyleydik sonradan bizi ne bozdu ?" topluluk film boyunca sizi de bu tavırları ile bilim adamları klasmanına sokup onları incelemeye davet ediyor.

Beyaz Kral, tabii ki askerini seviyor, aslında parasını daha çok seviyor ve bilim adamlarının topladıkları tüm enformasyona dayanarak veriyor emri de başlıyor İnsan-M'avi savaşı. Savaş ayrı bir hikaye... İnsangilden Jake Sully (Jeksuli N'avicesi ) "Toruk Maktum" oluyor da "ilk şarkılardan beri altıncı kere topluyor tüm klanları" vs. vs. ayrıntı , daha doğrusu daha da epik hal alsın diye ayrıntılar.
Bu kısmı gidip görülebilir :)

Sonuçta, kurgulanan gezegen güzel, görüntüler tatmin edici, karakterler iyi seçilmiş, N'avi halkı dahice, animasyon hareketleri gerçekçi, IMAX performansı tatminkar... bunlar söylenebilecek iyiler. Hikayenin kurgusu mecburen çok basit, becerilemeyen altyazı sinir bozucu, IMAX de ara yok çiş duygusunu körüklüyor, İstinyepark daki yoğurtçu geç açılıyor... bunlar söylenebilecek kötüler.

Bunlar dışında, hmmm, mesajı, seyir zevkiyle gidip de izlenesi bir film olmuş, al sana bir aferin daha James. Gidin izleyin...

Ha, bu arada Neşeli Hayat ' a da bir bakın, pişman olmazsınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder