Orada daha fazla kalmam için gereken sebepler taşınalı çok olmuştu. Hızlı hızlı yemek yiyen ve hızlı hızlı konuşan insanlardan korkmak için gereksiz öğretilerim vardı. Bir sabaha karşı tahminimce benden ümitlerini kestikleri için, kaçarak, arkalarına bakmadan ve parmaklarının ucunda çekip gitmişlerdi. Biraz da benim sayılırlardı. Keşke haber verselerdi. Sabah uyandığımda hissettiğim yokluk her zamankinden çok da fazla değildi. Uzun süredir yoktum. Hareket ettirebildiğim eşyalar dışında orada var olduğuma dair kanıtlarım yoktu. Belki bazı akşam üstleri bir kahveye eşlik edecek kadar bir süre karşılıklı oturduğumuz sebeplerim. Az konuşkan çokça küstahlardı. Ne zahmetlerle var olduklarını düşündükçe kızıyordum onlara. Bazen sadece var olmanın ne kadar yeterli olduğuna ikna edemezdim onları. Çok konuşmuştuk bunu. Konuşurduk eskiden çünkü. Bir çok kez bir sabah uyandığımda gitmiş olmalarını umarak yatmıştım yatağıma. Gitmeyeceklerinden emin olarak, gitmelerini isteyerek. Buna benzemeyen yılların sonbaharlarında, yutkunarak, yuvarlanarak ve en çok sarıya çalarak elde ettiğim sebeplerim. Aklıma ne eserse ve nereden eserse o olduğum, orada olduğum, çok düşünmediğim, çok yaşadığım zamanların üstüne artık birlikte daha tamam oluruz diye düşündüğüm sebeplerim. Doğum sancıları çektiğim, ıslak, sarı gecelerin ürünleri. Çok sevdim sizi, böyle iyiyiz diye düşündüm. Bir kez yola çıkınca durmanın, sizi durdurmanın mümkün olmadığını biliyordum. İçinizde bana dair kokuların, korkuların ve rüzgarların izleri vardı. Uzun zamandır susuyorduk. Sanki birşeylerin hazır olmasını bekliyorduk. Endişeliydik.
Keşke vedalaşabilseydik. Oturup bir gün komik anılardan bahsederek içseydik. Tüm ayrılıklar kötü olmaz çünkü. Kadehlerin yanına dolmayacak kadar büyük küllükler, sigaraların altına güneyli rüzgarlar koyarak ve henüz burada olmayan yeniler için vurarak kadehi masanın tam ortasına.
Buzdolabının buz yapmayan bölümünde sırasını bekleyen kahvaltılıklar seslendi birden. Kafamı kaldırıp saate baktım. Vakit geçkin, yaşlı ve suratsızdı. Kahvaltının sırası değildi. Sonra, toparlanıp çıktım.
Keşke vedalaşabilseydik. Oturup bir gün komik anılardan bahsederek içseydik. Tüm ayrılıklar kötü olmaz çünkü. Kadehlerin yanına dolmayacak kadar büyük küllükler, sigaraların altına güneyli rüzgarlar koyarak ve henüz burada olmayan yeniler için vurarak kadehi masanın tam ortasına.
Buzdolabının buz yapmayan bölümünde sırasını bekleyen kahvaltılıklar seslendi birden. Kafamı kaldırıp saate baktım. Vakit geçkin, yaşlı ve suratsızdı. Kahvaltının sırası değildi. Sonra, toparlanıp çıktım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder