Bu Blogda Ara

16 Aralık 2014 Salı

Çatırt!

Çatırt! 

Bir kırılma sesi geldi. 
Kırılan şeylerle dolu bir şehirde, kırık bardaklarla yer değiştirmiş aşkların zamanında. Dönüp bakılmadı. Hayatta her şeyin bir anda değişmesi olanaklıydı ama gerçekçi değildi. Gerçeklik insanların çoğunlukla üzerinde uzlaştığı öğretiler toplamıydı. Öğreniliyordu. Yine de zaman zaman çok sıkıcı olabiliyordu. Bunca yolculuk bunca misafir ve tecrübe sonra insanın hiç birşey taahhüt edesi gelmiyordu. Olduğu gibi bırakılıp çıkılmış, toplanmamış yatakların sahnesinde köşe kapmaca oynayan giysilere ve boş ve pis bardaklara hiç gerek olmazdı çünkü o zaman. Binlerce hayal kırıklığı alkolle yıkanıyordu, keşke merhemi olsaydı ya da lokal olarak uygulanabilen bir tedavisi. Elinde son olduğuna söz verilmiş içkisi, kulağı müzikte, aklı bambaşka yerlerde insanlar sanırım o an boş olduğu için göz göze geliyorlardı. Göz az konuşan çok anlatan bir organdı. Az ama yalansız ne varsa anlatılıyordu yabancı gözlere. Yeni ve hüzünlü başlangıçlar yapılıyordu. Gerçekçi, akla yakın kararlar almak yorgunu akıllar suskundu. Alkoller ithal, bardaklar sıcak, nefesler kötü kokuluydu. Sonra bir şarkı başlıyordu. Savruluyordu ruhlar, görüntülenemeyen yolculuklar yapılıyordu. Şaşkın, üzgün, kızgın ve mutlu oluyordu insanlar aynı anda. Her şey acayipti, saat ise 03:00.

Çatırt!

Kırılmak için uygun bir saatti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder